Tüketici ile daha iyi bir iletişim olarak: Kurumsal sosyal sorumluluk

Şirketlerin ve kalkınmalarının sürdürülebilirliği açısından, markaların hizmet verdiği sektörde bazı sosyal paydaşları vardır. Bu durum trafik sigortası alanında hizmet veren bir marka için güvenli sürüşü veya meyve suyu alanında hizmet veren bir marka için organik meyve üretimini kapsar. Markalar kendi kalkınmalarının sürdürülebilirliği açısından bu paydaşlara “sorumluluk” perspektifinden bakmayı başarabilmelidir.

Yaşadığımız çağda evimizde veya dışarıda sürekli bir mesaja maruz kalmaktayız. Bu durum aynı sektörde hizmet veren markalar arasındaki rekabetin artışından doğuyor.

Böylece tüketiciler sadece ürünü ve ürünün vaat ettiklerini değil, markanın çağrıştırdıklarını da satın alıyor. Bu aşamada markalar için doğru stratejileri izlemek ve tüketici ile duygusal bir benzerlik yakalamak oldukça önemli. Kurumsal sosyal sorumluluk da tam olarak burada devreye giriyor. Başarılı kurumsal sosyal sorumluluk projeleri ile markaların tüketici için ifade ettiği anlamı genişlettiğini görebiliriz. Böylesi bir projenin başarılı olmasının yolu ise toplumsal bir soruna odaklanmasından, markanın temsilcileri ve çalışanları tarafından da kabul görmesinden ve kalıcı değerler üretmesinden geçiyor.

 Kurumsal sosyal sorumluluk projeleri arttıkça markaların bu projeleri hangi alanlarda üretmesi gerektiği gibi bir soru doğdu.

Öncelikle markaların kendi hizmet verdiği alanlar ile sınırlı tuttuğu bu sosyal sorumluluk projeleri sonraları hemen her alana yayıldı. Tüketici perspektifinde tamamen sosyal bir birey olarak algılanan markalar yine bir birey gibi toplumun beklentisinin olduğu her konuda sorumlu sayılabilir. Yani tüketiciler, bireyler arasındaki sosyal ilişkilerde olduğu gibi, tüketicisi oldukları markanın onları anladığını görmek istiyorlar. Bunu gördüklerinde ise o marka ile daha derin bir bağ kuruyorlar. Bu şekilde doğru uygulanmış kurumsal sosyal sorumluluk projeleri, hem çalışanların hem de tüketicilerin daha mutlu olmasını sağlamakta.

Kurumsal sosyal sorumluluk, toplumsal bir beklentiden doğar. Bu beklentiyi doğru analiz eden şirketlerin de bu projeleri yardımseverlik olarak değil, “sorumluluk”tan doğan bir zorunluluk olarak görmesi beklenir. Bunu sağlayan markaların bir yandan marka değeri artarken bir yandan da kendi çalışanlarının hissettiği kurumsal aidiyet de artmaktadır. Bu da hem başarılı çalışanların kurumda kalmasını hem de başarılı kişilerin bu şirketlerde çalışma istediğini arttırmaktadır.

 

Kaynak: Hacettepe Ünv. Markalar ve Sosyal Sorumluluk

Facebook Yorumu

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir